Kısa ama öldürücü nitelikteki her sağlam cümlesi bir eleştirel bakış içeriyor, harcanmış zamanlarda yaşananları 'bu dünyada gelip geçici birer faniyiz biz' havasıyla yazıyor çünkü. İnsanoğlunun ölüm karşısındaki zavallılığı, sınırlı zamanı/hayatı her gözleme her duyguya, her sözcüğe sinmiş Sedat Erden’de.
'Büyük Saat' edebiyat programı - Ulusal Kanal, 28 Nisan 2019
Sanattan Yansımalar, Başkent Postası, 9 Ekim 2022
Karantina Tv, 2 Ocak 2021
SEDAT ERDEN'İN İKİ ÖYKÜ KİTABI ÜZERİNE / Prof. Dr. Aysu Erden
Bazı öykü yazarları vardır, içinde yaşadıkları kentlerin, ülkelerin sınırlarını aşarlar, dünya insanlarına ulaşırlar, onları anlatırlar, yaratmak için tüm dünyaya gereksinim duyarlar.
Seyahati edebiyata dönüştüren bir yazar Sedat Erden.
Adeta dünya yolculuğuna çıkmış gibi, belki de dünyanın farklı insanlarını, ilişkilerini ve olaylarını okuruna yaklaştıran, bu nedenle de seyahat edebiyatının ender temsilcilerinden biri sayılabilecek düzeyde olan bir yazar.
Sedat Erden'in öyküleri yaşayan kişilerle, canlı diyaloglarıyla, okurun öykü boyunca işittiği seslerle dikkati çekmekte... Tematik çeşitliliğin öne çıktığı, kalıplara, kentlere, olağan kişilere sığmayan öykülerinde Sedat Erden yaşadığı, duyumsadığı olayları yazıyor gibi adeta.
Yalın bir dil kullanımıyla anlattığı öykülerinde ayrıntıları yansıtma ustalığı sayesinde canlı bir atmosfer yaratan yazar birinci kişi tekil anlatımıyla da okuruyla yakın bir iletişim kurmakta, onun öykülen içine girerek öykü kişileriyle birlikte yolculuk yapmasını sağlamaktadır.

Troçki'nin müze evi (Foto: Sedat Erden)
Yeni Delhi, Meksiko büyükelçilikleri ile Rodos, Paris, Karaçi başkonsolosluklarında İdari Ataşe olarak görev yapan Sedat Erden, Karşı Apartmanda Yaşayanlar adlı on öykü içeren kitabıyla başladığı yolculuğundaki “Troçki Müzesi” adlı öyküsünde Türk grubunu gezdiren Meksikalı rehber Jesus Rosas Vargas'la tanıştırıyor bizleri.
“Ambassador Sabri Bey” adlı öyküsünde altmış yaşında, kendinden emin görünen ve kadınlara düşkünlüğüyle tanınan emekli bir elçilik görevlisinin psikolojik durumunu ve gizli iç dünyasını şöyle betimlemektedir: “Yaşı onu derinden derine kemiriyordu sanki. Huzursuzdu. Geriye dönüp baktığında gördüğü dağılmış bir evlilik, kendisinden yüz çeviren çocukları, gerçekleşmemiş umutlar ve düş kırıklığıydı. Önünde ise sınırlı bir zaman, hastalık, düşkünlük, yalnızlık ve aklından kovmaya çalıştığı ölüm vardı, evet ölüm!”
“Başkonsolos elleri titreyerek telefonu kapattı, Allak bullak olmuştu. TV2 kanalından telefon eden biri, iki gün önce Konsolosluğa gelen kadının Londra'daki yarışmada Dünya Güzeli seçilen Türk kızı Azra Akın değil bir Fransız tiyatro sanatçısı olduğunu, olayı bir kamera şakası olarak düzenlediklerini, programın TV2'de yayımlanacağını söylemiş, durumdan Türk Büyükelçisüni de haberdar ettiklerini bildirmişti” tümceleriyle başlayan “Dünya Güzeli” adlı öyküsünde, gazetelere de yansıyan, Türkiye ile Fransa'yı politik bir krizin eşiğine getiren gerçek bir olayı muzip bir dille aktarmakta.
Kitapla aynı adı taşıyan öyküsünde ise Mexico şehrinde bir apartmanda yaşayanları tanıtmakta okuruna, Erden, apartman sakinlerinden bazılarının ruhsal durumlarını şu tümcelerle betimliyor: “Altıncı ve yedinci katların perdeleri hep kapalıdır, balkona da kimseler çıkmaz. İçe kapanık, tuhaf kişiler olmalı sakinleri. Kendileri bilir!.. Onlar bu hikâyeye girme şansını, böylece yitirmiş oldular...”
YAŞAMI SORGULAMA
Yazar “öykülerini yollardan çoğaltarak, yalın bir dille”, insanı insana anlatıyor, “sıradan bir günü, akşamın serinini, akıllı delileri de anlatmayı ihmal etmiyor. Öykülerdeki yaşanmışlık, okuyucuya olayları ve yaşamı sorgulama gereği duyuruyor.”
Sedat Erden, “Kader” adlı öyküsünde on üç yaşında teyzesi tarafından Karaçi'ye verilen, kendisine söz verildiği halde okutulmayan, teyzesinin kocasıyla imam nikâhıyla evlenmek zorunda bırakılan, bu sahte evlilikten yedi çocuk sahibi olan yirmi yedi yaşındaki bir Türk kadınının Türkiye'ye kaçmasına yardım eden öykü başkişisinin duygularını şöyle dile getirmekte:
“Kader belgeyi alıp çantasına koydu ve kontrol noktasından geçti. Kâbus sona ermişti. Bana el sallayıp gülümsedi. Uzaktan bir kız çocuğunu andırıyordu. Sonra dönüp yeni hayatına doğru yürüdü ve gözden kayboldu. Ardından bakarken düşünüyordum: Ona iyilik mi yapmıştı? Yedi çocuğunu geride bıraktıktan sonra hayatı neye benzeyecekti? Onlara karşı kendimi suçlu hissettim bir an. Bu güç işi başarmıştım, ama sevinçli değildim. Keyifsiz ve düşünceli çıktım havaalanından.”
Sedat Erden'in Güvercinler ve Şeytan adlı öykü kitabında yer alan dokuz öykü yine yazarın kendisinin görüp yaşadıklarından besleniyor izlenimi veriyor: “Farklı temalarla yola çıkan Erdem, toplumsal gerçekler ve gündelik hayatın gölgesinde sıklıkla karşılaşılan fakat hemen farkına varılmayan ayrıntıların peşine düşüyor.”
Yazarın bu kitapta yer alan “Tuhaf Bir Öykü veya Bir Garip Karınca” ile “Güvercinler ve Şeytan” adlı öyküleri hayvanların kişileştirilmesiyle, metaforik ve simgesel dil kullanımlarıyla dikkati çekmektedir.
Erden, birinci öyküsünü şöyle bitirmektedir: “O ne yaptığını bilmeyen dengesiz bir yaratık değildi. Gerçekten de olağanüstü bir olaya tanıklık etmiştim. O karınca her türlü övgüyü, yüceltmeyi hak etmişti. İşte bu satırları onun ardından bunun için yazdım O garip karınca unutulup gitmesin, serilveni boşlukta kaybolmasın diye...”
Yazar, “Güvercinler ve Şeytan” adlı öyküsünde tanrı ile şeytan arasında süregelen ezeli ebedi savaşı, emekli komiser İbrahim Bey'in (tanrı) beslediği, Kırmızı, Münzevi, Narin, Kurumlu (birinci kurban), Taklacı (ikinci kurban), Ürkek (üçüncü kurban), Soylu (dördüncü kurban), Ana Kraliçe (beşinci kurban), Haydut (altıncı kurban), Zorba, Sorguçlu, Paçalı adlı on iki güvercinden (Tanrının kulları / on iki havari) beşini şeytan adını verdiği siyah, saldırgan bir hırsız kedinin (Şeytan) birer birer parçalaması sonucu, şeytana savaş açmasını ve onu mitlerde anlatıldığı yöntemle yakalayarak cezalandırmasını anlatmaktadır: “Kuşları kendisine sanki sitemle bakıyorlardı... Sizi koruyamadım yavrular. Şeytan benden baskın çıktı, Ben yenildim!.. Yavrularımdan birini kendi ellerimle Şeytan'a sunmak”.
Bu düşüncelerle planını uygulayan Şeytan'ı kandırarak özel olarak yaptırmış olduğu bir kafese hapsetmeyi başaran İbrahim Bey “bir süre hareketsiz kaldı. Tarihi bir andı bul Hayatının en büyük sınavından yüz akıyla çıkmıştı. O anda gözlerinden akan yaşlara engel olamadı. Şeytan'ı yenmişti! Kendisiyle ne kadar gurur duysa yeriydi. Şeytan artık buralara asla uğrayamazdı. Dersini almıştı. Gülümsedi. İbrahim Bey onu yakalamış, onu tutsak etmiş, sonra da bağışlayarak ona unutamayacağı bir ders vermişti.”
Sedat Erden için öykü sadece bir ifade aracı olmayan bir öykü dili yaratmaktadır okurları için, Erden, dört duvarın, kentin, ülkenin, yer yer de insan dünyasının sınırlarının ötesine geçebilmekte, öyküleriyle okuruna sosyolojik ve psikolojik verile; sunmakta, okurunu sorgulamaya yöneltmektedir.
Yazar, “Mescitteki Adam” ve “Şeyh Abdo” adlı öykülerinde taşra yaşamını, “Sürgün Yılları” ve “Uçan Daireler” adlı öykülerinde ise kitaptaki diğer öykülerinde olduğu gibi kent yaşamı içinde mahalle kültürünü ve yaşamını anlatmaktadır.
Her iki öykü kitabında da yaratmış olduğu dinamik ve diyaloglara dayandırılan öykü dünyası, özgün bir söylem biçimlerine ve tutarlı bir yazınsal tavra sahip olan Sedat Erden'in kendi metinleri arasında özgün ve dizgesel ilişkiler kurduğu gözlemlenmektedir.
Yazarın ustaca oluşturduğu öykü dünyasında yansıttığı insan ilişkileri, toplumsal durumlar, duygular, düşler ve simgesellik aslında çok aydınlatıcı, eğitici ve gerçekçidir. Erden okurunu daha önceden hiç tanımadığı dünyalara başarıyla yolculuk yaptırmaktadır.
Öte yandan, özellikle, Karşı Apartmanda Yaşayanlar adlı öykü kitabında kenti, taşrayı ve alt kültürü metinlerinin alanlarını başarıyla genişleterek sunmaktadır bizlere. Erden'in öyküleri arasında başarıyla kurduğu ilişkiler ve bağlar göz önünde bulundurulduğunda ise, yazarın parçalardan bütüne ulaştığı, böylelikle de kendisine özgü bir yazınsal tavır ve yöntem oluşturduğu gözlemlenmektedir.
Bunu yaparken de tematik, yapısal ve kurgusal olarak öykülerinin temellerini büyük bir incelikle ve titizlikle atmakta, detayları göz önünde bulundurmaya özen göstermektedir. Okur, öyküleri teker teker okuduğunda ya da daha sonra, her iki kitabı da birer bütün olarak tekrar değerlendirdiğinde, bu durumun netleştiğini fark etmektedir.
KAYNAKÇA
ERDEN, Sedat (2009) Karşı Apartmanda Yaşayanlar, Ankara: Hayal Yayınları, ISBN 978 605 5945 37 4,
ERDEN, Sedat (2009) Güvercinler ve Şeytan, Ankara: Hayal Yayınları, ISBN 978 605 5946 29 12
(Cumhuriyet Kitap Eki, Yıl 2009 Sayı: 1037)
Prof. Dr. Aysu Erden

YAŞADIKLARINI ve GÖRDÜKLERİNİ YAZMAYI KENDİNE GÖREV EDİNDİ / NURSEN ALPAGUT
Öykü ve Roman yazarı Sedat Erden’in son kitabı ‘Bir Yazarın Otopsisi’ raflarda yerini aldı. Sürgün, Karşı Apartmanda Yaşayanlar, Güvercinler ve Şeytan, Işıklar Kenti kitaplarının yazarı son kitabı için şu sözleri kullandı: “Bir Yazarın Otopsisi: 1965-70 yıllarının Türkiye’sine ışık tutan bir roman. Otobiyografik özelikler taşıyan, o dönemin değişik kentlerinden insan manzaraları sunan, varoluşsal sorunları da ele alan bir roman.”
5 KİTAP YAZDI
İzmir’de Teğmen olduğu dönemlerde yazdığı öykülerin dergilerde yer almaya başladığını söyleyen Erden, “Yelken ve Yordam gibi dergilerde eserlerim yayınlandı. Uzun bir dönem yazmaya ara verdim. Avustralya’dan döndüğümde Sydney günlerimi ve gemicilik günlerimi yazmaya karar verdim. Böylece Sürgün romanım ortaya çıktı. Dışişleri Bakanlığındaki görevim sırasında yurtdışında yaşadıklarımı ve deneyimlerimi Karşı Apartmanda Yaşayanlar kitabımda öyküleştirdim. Güvercinler Ve Şeytan’da ise Mersin’de çocukluğumun geçtiği mahallede yaşayanlar öykülerimde kendine yer buldu. 2018 yılında yayınlanan üçüncü öykü kitabı Işıklar Kenti ve yeni yayınlanan ikinci romanım Bir Yazarın Otopsisi ile beş kitabım yayınlanmış oldu” diye konuştu.
KAYBOLUP GİTMELERİNE GÖNLÜM EL VERMEDİ
Birçok ülke gezen ve yaşadıklarını, gördüklerinin kendisinden derin izler bıraktığını bu sebeple yazmaya yöneldiğini belirten Erden, “Bunların kaybolup gitmelerine gönlüm el vermedi. Onları yazarak kayıt altına almayı bu şekilde ölümsüzleştirmeyi kendime görev edindim. Bana göre yazmak bir yetenek işi. Ama onun üzerine bilgi, deneyim ve çabayı ekleme kaydı ile… Ülkede ise bir kitap yayınlamak gerçekten zor. Yayıncılar popüler olmayan yazarlara bir hayli mesafeli” dedi.
OKUYAN BİR TOPLUM DEĞİLİZ
Kendisine Türk toplumunun yeterince okuyup, okumadığı sorusunu yönelttiğimizde Yazar Erden şu cevabı verdi: “İstatistikler bunun yanıtını zaten veriyor. Okuyan bir toplum değiliz. TV ve sosyal medya da bunun üzerine tüy dikti! Bu durumda biz yazarlara düşen sanattan taviz vermeden rahat okunabilir, ilginç ve etkileyici metinler üretmek. Fakat kitap fuarlarında ki kalabalık beni her daim mutlu etmiş, umutlarımı tazelemiştir. O kalabalığın benzerine keşke kitapçılarda da rastlayabilsem.”
(20 Kasım 2020 - Nursen Alpagut, İlkses.com)

USTA YAZAR SEDAT ERDEN ve YAPITLARI / GÜNAY GÜNER
Sanatçı olmak arada derede, genelgeçer, deyim yerindeyse idareyi maslahatçı yaklaşımları kaldırmaz. O yakıcı anlar geldiğinde kısa sürede en yürekli kararları alan, en keskin gözlemlerde bulunan, ikileme düşmeden yapıtlara yansıtan kişilerdir usta sanatçılar. Usta Yazar Sedat Erden böylesi bir kişidir. Çok ilginç bir yaşam, yürekli seçimler, yaşamın içinden akan bir yoğun duyarlık, güzelduyusal incelik…
1945 yılında Eskişehir'de doğan Erden’in çocukluğu İskenderun, Mersin ve Ankara'da geçer. Askeri Hava Lisesi'nden sonra Hava Harp Okulu'nu bitirip Levazım Teğmeni olarak Hava Kuvvetleri'nde göreve başladığı dönem aynı zamanda öykü yazmaya da başladığı dönemdir. Öyküleri Yordam, Yelken ve imge Öyküler dergilerinde yayımlanır. 1969 yılında askerlikten ayrılır. Mersin’de aydınlanmacı yayınlar satan bir kitabevi açar. Mersin Devrimci Gençlik Derneğini kurar ve bir süre başkanlığını yapar. Ani bir kararla Avustralya'ya gider. Göçmenlik yılları… “Sürgün” adlı görkemli romanındaki sahneler bu Avusturalya ve dönüşteki deniz günlerinin havasıyla doludur, çok etkilidir.
“Sydney’de dünyanın değişik ülkelerden göçmen olarak gelen işçiler arasında çoğu kez işsiz geçen günler… Yazarla aynı dünya görüşüne sahip devrime çok az zaman kaldığına inanan Cengiz, çalışmayı pek sevmeyip sefil bir yaşam süren Metin, ev sahibi İvan, oda arkadaşı Yılmaz. Yugoslav kız Borka, Yine Redfern’de bir kahvehanenin sahibi olan babacan tavırlı Orhan Usta, yaşama sıkı sıkıya sarılan Haydar Amca, psikolojik sorunları olan Hayrettin, oda arkadaşları Hüseyin Tevfik, Erkal. Sydney’deki ortama çok iyi uyum gösteren Mustafa, sürekli İngilizcesini geliştirmeye çalışan Arif Bey, George, Matt. Çin yanlısı kitapların satıldığı Eastwınd Kitabevi’ni işleten Bob, yoldaşları İrlandalı Dan, Dave, Betty, Berth. Ortama en iyi uyum gösteren Polonyalı ve Yugoslavyalı göçmen işçiler, İzmitli Burkan, Karslı Nedim, İskender Alex… Hepsi de binlerce kilometre uzaklıktaki ülkelerinden iyi bir yaşantının özlemiyle göçmen olarak gelmişlerdi buraya. Oysa çoğu kez ekonomik sıkıntılar içerisinde, ağır işlerde çalışarak, ya da seyyar işlerde, üçüncü sınıf otel odalarında, pansiyonlarda geçen günler…” (Teknikel, Ramazan, “Sedat Erden ve Sürgün Romanı”, Gerçek Edebiyat, 6 Ekim 2013, https://www.gercekedebiyat.com/haber-detay/sedat-erden-ve-surgun-romani-ramazan-teknikel/1873).
Erden, Sydney'de değişik işlerde çalıştığı iki yılın ardından Türkiye’ye dönmeye karar verir. Türkiye’de 1968 rüzgârı güçlü esmektedir. Bir gemiye tayfa olarak girer. İsrail'in El-Yat Limanı'nda gemiden ayrılır; zaten Türkiye'ye dönmek için gemideki işe girmiştir.
1972-1978 yıllarında Türkiye Elektrik Kurumu'nda çevirmen olarak çalışır. 1978 yılında idari memur olarak Dışişleri Bakanlığı'na girer ve Hartum, Yeni Delhi, Meksiko Büyükelçilikleri ve Rodos, Paris, Karaçi Başkonsolosluklarında İdari Ateşe olarak görev yapar. 2009 yılında emekliye ayrılır.
Onyıllar önce, havacı subayken Sedat Erden’in çevresi yazar dostlarından oluşur. Erden’in “Sürgün”, “Karşı Apartmanda Yaşayanlar” (öykü), “Güvercinler ve Şeytan” (öykü) adlı kitaplarının yanı sıra yayıma hazır öyküleri var. “Sürgün”deki dil işçiliği ve güçlü çağrışım, öykülerine de egemen. “Karşı Apartmanda Yaşayanlar”da (ve yayıma hazır bazı öykülerinde) özellikle yabancı ülkelerdeki çalışma döneminin ilginç tanıklıkları, gözlemleri yer alır. Masalsı bir öyküyle başlayan “Güvercinler ve Şeytan”da güneyin, Antakya’nın insanları, toplumsal dokusu, acısı, sıradışı, içtenlikli bir dille ulaşır okura.
Prof. Dr. Aysu Erden Cumhuriyet Kitap’taki yazısında Sedat Erden’in öyküleri için:
“…Her iki öykü kitabında da, yaratmış olduğu dinamik ve diyaloglara dayandırılan öykü dünyası, özgün bir söylem biçimlerine ve tutarlı bir yazınsal tavra sahip olan Sedat Erden’in kendi metinleri arasında özgün ve dizgesel ilişkiler kurduğu gözlenmektedir…” diye yazar. (Aysu Erden’den akt. Teknikel, 2013).
Erden’in yapıtları salt deniz izleğiyle sınırlı değil; yalın dilin egemen olduğu, sıradan insanların duygu dünyaları, duyarlıkları, özlemleri… Kaçırılmış sevdalar, artık dönüşü, yaşanması olanaksız mutluluk anları, dillendirilemeyen tutkular, giderek mutsuzluğun ağırlığı…
Gerçek anlamda yazın ve yayın dünyası olan bir ülkede olsaydık Sedat Erden’in yapıtları yeniden yeniden yayımlanır, baş tacı edilirdi.
GÜNAY GÜNER
BİR GEZGİN YAZAR / CELAL İLHAN
Eskişehir’de doğan Sedat Erden’in çocukluğu İskenderun, Mersin ve Ankara'da geçer. Askeri Hava Lisesinden sonra Hava Harp Okulunu bitirir ve Levazım Teğmeni olarak Hava Kuvvetlerinde görev alır. Dünya görüşüne uymayan bir meslek seçtiğini anlaması uzun sürmez, askerlikten ayrılır. Sonrası serüven dolu bir yaşamdır. 1969'da Avusturalya'da göçmendir. Sidney'de, iki yıl çeşitli işlerde çalışır. O uzak, gizemli ülke de açmamıştır yazarımızı. Yurda döner.
1978 yılında idari memur olarak Dışişleri Bakanlığına girer. Hartum, Yeni Delhi, Meksiko Büyükelçilikleri ve Rodos, Paris, Karaçi Başkonsolosluklarında İdari Ateşelik yapar.
2009 yılında emekli olur. Gezginlik sayılabilecek bir yaşamdır onunki. Duyarlı bir insan olarak yazmaktan, yaşadıklarını edebiyatın büyülü tezgâhından geçirmekten başka yapacağı şey yoktur. Bu işi çok da güzel, düzeyli bir biçimde yapar. Sürgün adlı bir romanı, Karşı Apartmanda Yaşananlar, Güvercinler ve Şeytan, Işıklar Kenti adlı uç öykü kitabı var. Sedat Erden, Sidney'de başlayıp Ankara'da noktalanan iş ve sosyal yaşamını, evrensel bir anlatımla kaleme alarak bu dört özgün yapıtla, Türk Edebiyatında özel bir yer edinmeyi başarmıştır.
IŞIKLAR KENTİ'Nİ OKURKEN HAYKIRMAK
Böylesi yapıtları okurken son sayfasına ulaşmayı bekleyemediğim çok olmuştur. O güzel anı yakaladığımda duyduğum coşkuyu yazmak, yazmaktan öte açıklamak, haykırmak isterim. Sedat Eren'in son yayımladığı öykü kitabı Işıklar Kenti için de aynı durum söz konusu oldu. Kitapta, 10. sırada yer alan 'Anadolu'nun Mavi Dağları’ adlı öyküyü okuyup bitirince, bir şeyler yazacaksam şimdi yazmalıyım diye düşündüm.
Öyküden kısa bir alıntı:
“Ertesi gün dışarı çıktığında Rodos'un ne kadar değiştiğini görüp kahrolmuş. Her yerde İtalyan asker dolaşıyor, resmi binalarda İtalyan bayrakları dalgalanıyormuş. Uğruna kanlarını dökmekten kaçınmadıkları Osmanlı Devleti’nin Rodos'ta artık tarihe karıştığı gerçeği kafasına dank etmiş.” (s.7/4)
Sedat Erden'in öyküleri, dingin akan bir ırmak izlenimi verir bana. Okurken allak bullak etmez sizi. Usulca yapar yapacağını. Hangi iletiyi sunacaksa incelikle sunar. Sıkmaz, ‘bir bitse’ dedirtmez okura. Yılların acı tatlı birikimidir yazdıkları. Yazarın, emeğini içtenlikle yoğurarak, sabırla bu noktaya ulaştığını düşünürsünüz.
SÖZE YÜREĞİNİN ATIŞLARINI KOYMAK
Öyküleri, bildiğiniz renkler, sesler, duygular içinde, mutlu bir yürüyüştür. Tepeden bakmaz okura, dille oynamayan, saygı duyan, söze yüreğinin sıcaklığını katabilen bir dil ustasıdır Erden. Birçoklarımızın yakalayamadığı yerel - evrensel uyumunu öykülerine ustalıkla sindirmiştir.
Öykülerinde hayvan sevgisi, ana temalar arasında yer alır. Hayvan dostlarımıza abartmasız yaklaşımı, içinize işler, ısıtır sizi. Günlük kaygılarınızı unutturur, insanlardan sıkıldığınız zaman, hayvanların dünyasına sığınabileceğinizi, öyle de mutlu olabileceğinizi duyumsatır.
Önceki yapıtları gibi bu kitabının da bilinçlerde yankı bulacağına, gönüllere gireceğine olan inancımı belirtmek istiyorum.
Candan kutluyorum Sedat Erden’i.
Celal İlhan
(Kurgu Ütopya dergisi)